Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), askerlik sırasında askeri disiplin koğuşunda işkence gören ve 12 Ekim günü Gülhane Askeri Tıp Akademisi yoğun bakım ünitesinde ölen Uğur Kantar için "Uğur Kantar'ı İşkenceden Koruyamadığımız İçin Özür Diliyoruz!" başlığıyla yayınladığı metnin tamamını aşağıda okuyabilirsiniz.
Gencecik Bir İnsanımız Daha İnsanlığa Karşı Suç Olan İşkence Sonucunda Yaşamını Yitirdi! Uğur Kantar’ı İşkenceden Koruyamadığımız İçin Özür Diliyoruz!
Maruz
kaldığı işkence ve kötü muamele nedeniyle komaya giren ve 79 gün yaşam
mücadelesi veren Uğur Kantar 12 Ekim 2011 günü yaşamını yitirdi.
Uğur
Kantar Kıbrıs’ta askerliğini yapmakta iken, askeri birliğe bağlı disiplin ceza
ve tutukevinde gördüğü işkence nedeniyle bilincini kaybedecek ve hayati tehlike
oluşturacak şekilde yaralanması sonucu 26 Temmuz 2011 günü Ankara Gülhane
Askeri Tıp Fakültesi Hastanesi’ne (GATA) kaldırılmıştı.
Gencecik
bir insanımızın daha, evrensel hukuk tarafından insanlığa karşı suç olarak
nitelendirilen işkence sonucunda yaşamını yitirmiş olmasından dolayı derin
üzüntü içersindeyiz. Ailesi ve yakınlarının acısını paylaşıyor, başsağlığı,
sabır ve dayanma gücü diliyoruz.
Üzüntümüz
çok büyük! Çünkü kendimizi çaresiz, işlevsiz ve sorumluluklarını yeterince yerine
getirememiş olarak hissediyoruz.
Zira
varoluş nedeni işkencenin önlenmesi ve tümden ortadan kaldırılması yönünde
mücadele etmek olan Vakfımız, bu genç insanın işkence görmesini ve bu nedenle
yaşamını yitirmesini maalesef önleyememiştir.
Bu
duygular içinde “yetkili” “yetkisiz”, “sorumlu” “sorumsuz” herkese bir kez daha
hatırlatmak istiyoruz: İşkence
uluslararası hukuk tarafından mutlak olarak yasaklanmıştır!
Hukukun
diliyle söyleyelim, bu yasak bir “buyruk
kural”dır. Bu yasağın hiçbir istisnası olamaz; savaş hali ya da ulusun varlığını tehdit eden bir tehlike veya olağan
üstü hallerde dahi devletler işkence yasağına uymak, yurttaşlarını işkenceden
korumak zorundadırlar.
Şimdi,
yetkililerden gelen itiraz seslerini duyar gibi oluyoruz. Hiç itiraz etmeyin! Maalesef
bu ülkede işkence hala sistematik bir olgu ve bir kişi dahi işkence nedeniyle
yaşamını yitiriyorsa “sıfır toleranstan” söz edemeyiz. Kaldı ki bu ülkede
işkence sonucu ölüm olayı ne ilk ne de son kez yaşanan bir durum. Daha iki yıl
önce gördüğü işkence sonucu yaşamını yitiren Engin Çeber’in acısı hala
yüreklerimizde.
“Sıfır
tolerans” gerçekten kocaman bir yalan. Çünkü bu ülkede işkencecileri cezasız
bırakılıyor!
Sadece
Ceza Yasası’nda değişiklik yapmak sorunu çözmüyor. Aynı zamanda kolluk gücünden
amirlerine, savcısından hâkimine kadar uygulamada etkili olan tüm sorumlu
öznelerin zihniyetinde topyekûn bir değişikliğin olması gerekiyor. Böylesi bir
değişiklik olmadığı içindir ki, işkence yapanlara resen dava açılmıyor, açılan
davalar da çok uzun sürüyor, beraat ya da en asgari cezalar ile sonuçlanıyor.
Kaldı ki mevcut mevzuatımızda da hala “zamanaşımı” gibi mutlak yasak
anlayışıyla bağdaşmayan pek çok düzenleme bulunuyor. Ayrıca işkencenin
önlenmesinde çok etkili bir ziyaret mekanizması oluşturulmasına imkân tanıyan
BM İşkenceye Karşı Sözleşme’nin Seçmeli Protokolü (OPCAT) 2005’de imzalamasına
karşın ancak 2011’de Meclis’te onaylanıp yürürlüğe sokulabildi. Ve hala Sözleşme’nin
gereklerine uygun tarafsız, bağımsız ve etkin çalışabilecek bir önleme mekanizma
oluşturulmuş değil.
Öte
yandan askeri ceza ve disiplin evleri de yoğun işkence ve kötü muamele
iddialarına karşın hala her türlü denetimden uzak kapalı bir kutu durumunda. Buralarda
yaşanan işkence ve kötü muamele olayları hakkında ancak bir ölüm gerçekleştiğinde
kamuoyunun bilgisi olabiliyor. İşkence yapan görevliler hakkında açılan davanın,
Vakfımızın hukukçuları tarafından yakından izlendiği Murat Polat vakası bunun
bir örneği. Maalesef Adana 6. Kolordu Komutanlığı Askeri Cezaevi'nde tutuklu
iken gördüğü işkence sonucu yaşamını yitiren er Murat Polat’a işkence yapmaktan
sorumlu 29 asker hakkında açılan dava, üzerinden 5 yıldan fazla bir zaman
geçmesine karşın henüz sonuçlanamadı.
Bu
arada gerek Uğur Kantar’ın ölümü gerekse de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin
(AİHM) Türkiye aleyhine karar vermesinin de etkisiyle Milli Savunma Bakanlığı
tarafından askerler arasında ‘disko’ olarak adlandırılan disiplin koğuşu
uygulamasını kaldırmak için bir çalışma başlatılması olumlu bir gelişmedir.
Ancak, şimdiye kadar AHİM tarafından alınan pek çok kararın gereklerini yerine
getirmekte görülen ağırdan alma/oyalama yaklaşımları nedeniyle bu gelişmenin
sonuçlarını tam olarak görmeden umutlanmak da istemiyoruz.
Babası
Aydın Kantar’ın talebiyle Uğur Kantar’ın durumunu Vakfımızın hukuksal destek
programına almış ve Çağdaş Hukukçular Derneği ile birlikte gerekli girişimleri
başlatmıştık. Ancak, bu girişimlerden bir sonuç alamadan Uğur Kantar’ı
kaybettik. Daha aktif ve etkin olamadığımız, dolayısıyla çocuklarının yaşamını
koruyamadığımız için hem Uğur’un ailesinden hem işkenceye karşı duyarlı tüm
toplumsal kesimlerden özür diliyoruz.
Ancak
herkes çok iyi bilmeli ki sorumluların en kısa zamanda ortaya çıkarılarak
yargılanıp gerekli cezaları almaları sağlanasıya kadar bu olayın takipçisi
olacağız.
Şunu
da hatırlatmak isteriz ki, sessizlik hepimizi suça ortak ediyor ve çürütüyor!
İşkencesiz
bir Türkiye için başta medya olmak üzere duyarlı herkesi, her kesimi ses
çıkarmaya, sorumluluk üstlenmeye davet ediyoruz.
No comments:
Post a Comment